top of page

KARAMAZOV KARDEŞLER: TARTIŞMADAN SONRAKİ SESSİZLİK

  • Yazarın fotoğrafı: Ada C.  Tanriverdi
    Ada C. Tanriverdi
  • 24 saat önce
  • 3 dakikada okunur

Tüm argümanlar tükendiğinde, sözcüklerin yavaş yavaş yetersiz kalmaya başladığı bir an vardır. Söylenecek hiçbir şey kalmadığı için değil, geriye kalan şeyler artık söylenerek çözülemeyeceği için.


Büyük Engizisyoncu bizi tam olarak burada bırakır.

Bir cevapla değil, hiçbir tarafın kazanmadığı bir yüzleşmeyle.

Bu yazı serimiz boyunca sessizce şekillenen bir desen vardı.


Bölüm I'de insan, bölünmüş bir varlık olarak ortaya çıktı: Dürtü, akıl, inanç ve onların altında bekleyen daha karanlık bir şey arasında parçalanmış.


Bölüm II'de bu bölünmenin mekanizması açığa çıktı: Kendini aldatma, hakikatin yavaş aşınması, “herkes”in içinde kaybolma cazibesi.


Ve şimdi, Bölüm III'te, aynı insana bir çözüm sunuluyor.


Tanrı tarafından değil,

insanın kendisi tarafından.


Büyük Engizisyoncu insanın içindeki çatlağı inkâr etmez. Onu bütünüyle kabul eder. Hatta bütün dünya görüşünü onun üzerine kurar.


Eğer insan özgürlüğü taşıyamıyorsa,

o hâlde özgürlük kaldırılmalıdır.

Eğer hakikat fazla ağırsa,

o hâlde yerine başka bir şey konulmalıdır.

Eğer benlik tek başına duramıyorsa,

o hâlde daha büyük, daha sessiz, daha istikrarlı bir yapının içinde erimelidir.


Ortaya çıkan şey kaos değil, düzendir. Acı değil, yönetilen bir memnuniyettir.

Hakikat değil, onunla neredeyse ayırt edilemeyecek bir şeydir.

Ve tehlike tam da burada kristalleşir.

Çünkü Engizisyoncu bütünüyle haksız değildir.


Bölüm II'de gördüğümüz her şey aynı noktaya çıkar:

İnsan kendine yalan söyler.

İnsan görmekten kaçınır.

İnsan kalabalığın konforuna sığınır.


Engizisyoncu yalnızca bir adım daha ileri gider. Şunu sorar:

İnsan buysa, ondan neden daha fazlası talep edilsin?


Neden özgürlükte ısrar edilsin, eğer onu yaralıyorsa?Neden hakikatte ısrar edilsin, eğer onu çarpıtıyorsa?Neden bireysellikte ısrar edilsin, eğer yalnız kalmaktan korkuyorsa?

Cevabı, acımasız bir açıklık taşır:

Talep etme. Rahatlat.


Ve yine de bu cevapta katlanılamayan bir şey vardır.

Mantıksal olarak değil, ama varoluşsal olarak.


Çünkü eğer Engizisyoncu haklıysa, Zosima’nın uyarısı anlamsızlaşır.

Kendini aldatmak artık bir çöküş değil, bir zorunluluk olur.

Eğer Engizisyoncu haklıysa, Alyoşa’nın ısrarı çöker.

“Herkes gibi olmamak” artık ahlaki bir eylem değil, imkânsız bir şey olur.

Eğer Engizisyoncu haklıysa, insan trajik değil, indirgenebilir bir varlığa dönüşür.


Ve Dostoyevski tam da bunu reddeder.


Bunu bir argümanla değil, bir jestle yapar. İsa cevap vermez. Engizisyoncu'nun mantığını çürütmez, ona karşı bir sistem de kurmaz. Onu öper.

Bu, hiçbir şeyi çözmeyen bir cevaptır.

Acıyı ortadan kaldırmaz, inancı geri getirmez, bölünmüş benliği birleştirmez.

Ama başka bir şey yapar. İnsanı zayıflığına indirgemeyi reddeder.

Engizisyoncu sınırlılık görürken, o öpücük ihtimali korur.

Engizisyoncu rahatlık sunarken, o öpücük hiçbir şey talep etmeden her şeyi verir.

Bu, özgürlük sorununa bir çözüm değildir. Ondan vazgeçmeyi reddediştir.

Ve böylece romanın başından beri bizi getirdiği yerde kalırız.


Bir çözüme değil, bir seçime.

Konfor ile hakikat arasında.

Taşınmak ile tek başına ayakta durmak arasında.

“Herkes”in içinde erimek ile, ne kadar zor olursa olsun, kendin olarak kalmak arasında.


Son bir sentez yoktur. Dmitri, Ivan, Alyoşa ve Smerdyakov’un birleştiği bir bütün yoktur. Benlik bölünmüş kalır. Sorular açık kalır. Gerilim çözülmeden kalır.Ama yine de bir şey değişmiştir.Çünkü artık soru teorik değildir.

Artık mesele Tanrı, kurumlar ya da karakterler değildir.

Mesele biziz.

Soyut olarak kim olduğumuz değil, kendimizle yüzleştiğimizde kim olduğumuz.

Görmeyi mi seçtiğimiz,

yoksa bakışımızı mı kaçırdığımız.

Özgürlüğün yükünü üstlenip üstlenmediğimiz,

yoksa onu sessizce devredip devretmediğimiz.


Belki de Karamazov Kardeşler'in kalıcılığı tam da buradan gelir.

Sorduğu soruya cevap verdiği için değil, o sorunun kaybolmasına izin vermediği için.

Soruyu, kapanmayı reddeden bir kapı gibi aralık bırakır

ve bize, o kapının aslında hiç kapanmadığını unutturmaz.


Böylelikle Karamazov Kardeşler'e dair yazı serimizin sonuna gelmiş bulunuyoruz, şimdilik en azından :) Umarım okurken en az benim yazarken aldığım kadar keyif almışsınızdır, yeni kitaplarda görüşmek üzere!




 
 
bottom of page